Kategoriler

Yetenek temelli veri okuryazarlığı yaklaşımı hem veri okuryazarlığı hem de okuryazarlık konusunda önemli noktaları kaçırmaktadır. Özellikle veri okuryazarlığını bir yetenek çeşidi olarak tanıtmak (veri, grafik okuma vb. alanlarda analiz yapma yeteneği gibi) okuryazarlık üzerine yapılan iki yanlış kanıya dayanmaktadır.

*Data Pop Alliance kurucu ortagı Emmanuel Letouzé, bu yazısında "Veri Okuryazarlığının Teşvik Edilmeli mi?" yi sorguluyor. VOYD YK Üyesi İrem Oran VOYD Blog için çevirdi.

Veri okuryazarlığı ‘Data Devrimi’ dilinde yaygın bir terim haline gelmiştir. Kasım 2014’te ‘A World That Counts’ raporu küresel veri okuryazarlığının artırılması amacıyla özel bir yatırım talebinde bulunmuş, bir eğitim programı geliştirmeyi ve insanların potansiyel müşteri sağlayan sitelerin ve devlet memurlarının veri okuryazarlığına bakış açılarını geliştirme konusunda yeni yollar tanıtmayı amaçlamışlardır. Diğer raporlar da yükselen veri okuryazarlığına duyulan ihtiyacın, özellikle de Ulusal İstatistik Kurumu’nda bulunan alım eksikliğine dikkat çekmiştir. Sürdürülebilir Kalkınma İçin Global Ortaklık girişimi de veri okuryazarlığını kendilerinin stratejik ayağı ve önceliği haline getirmiştir.

Yine de, o kadar destekçisi olmasına rağmen veri okuryazarlığının anlamı ve yarattığı beklenti bulunabilmiş değil. ‘A Word That Counts’ birilerinin veri okuryazarlığının anlamının apaçık ortada olduğunu düşünebileceğini varsayarak bu kelimeyi ne açıklamış ne de üzerine tartışmıştır. Yoldan geçen birine sorulsa çoğu insan veri okuryazarlığını veriyi kullanabilme ya da analiz edebilme yetisinin bir çeşidi olarak adlandırır. Diğerleriyse veri okuryazarlığını 21.yy’ın önemli bir yeteneği olarak ortaya koyarlar. Aynı şekilde bu tartışma okuma ve yazarlığın geçtiğimiz yüzyıllarda, demokrasiye teşvik etmek, geliştirmek vb. alanlarında önemli yetenekler olduğu yönünde devam eder.

VERİ OKURYAZARLIĞI HAKKINDA İKİ YANLIŞ KANI

Bana göre bu yetenek temelli yaklaşım hem veri okuryazarlığı hem de okuryazarlık konusunda önemli noktaları ve uyarıları kaçırmaktadır. Özellikle veri okuryazarlığını bir yetenek çeşidi olarak tanıtmak (veri, grafik okuma vb. alanlarda analiz yapma yeteneği gibi) okuryazarlık üzerine yapılan iki yanlış kanıya dayanmaktadır.

İlk olarak, okuryazarlık okuma ve yazma becerileriyle eş tutulamaz. Aslında, UNESCO okuryazarlığı tanımlarken okuma ve yazmadan hiç bahsetmemiştir: “Okuryazarlık bireylerin hedeflerine ulaşmalarını sağlayan bir öğrenim devamlılığını, topluluklarına ve daha geniş çevrelerine tamamıyla katılımı gerektirir. ” Gerçekten de “ilk bakışta ‘okuryazarlık’ herkesin anladığı bir terim olarak gözükse de bir kavram olarak karmaşık ve devingen olduğunu kanıtlamıştır.” Veri okuryazarlığının ne olduğu ve ne yaptığını tanıtma çabaları, şu an olduğundan çok daha sıkı bir anlayışa dayanmalıdır.

İkinci nokta ise bizim gibi okuyan ve hatta yaşamını sürdürmek için yazan profesyoneller için, okuryazarlık yalnızca güzel bir şey olabilir. Bizler sıklıkla Karanlık Çağ’ı, sonra yazmayı, sonra Gutenberg’i, sonra da Aydınlanmayı ve sonra da Norveç’i düşünürüz. Fakat bu anlatı tarihin testini geçemiyor. Fransız antropolog Claude Lévi-Strauss yazmanın, okuryazarlığın tarihi rolünü yansıtarak ve cahillikle savaşarak 60 yıl önce başyapıtı “Triste Tropiques” ‘de şunları yazmıştır:

“Yazı yazmak tuhaf bir şeydir. Görünüş açısından ırkımızın yaşam koşullarında köklü değişiklikler yapamamış ve bu değişikliklerin hepsinin üzerinde entelektüel karakteri olması gerekmiş gibi görünecektir.( . . . ) Yine de, yazıyla ya da evrimdeki rolüyle ilgili bildiğimiz hiçbir şey bu fikri doğrulayamaz. Eğer varsayımım doğruysa, yazmanın iletişim kurma açısından temel işlevi diğer insanları köleleştirmeyi kolaylaştırmaktır. İlgisiz amaçlar için yazı kullanımı, bilim ya da sanat alanlarında zihni tatmin edecek bakış açısıyla, keşfinin ikincil sonucudur ve hatta birincil işlevini pekiştirmekten, doğrulamaktan veya gizlemekten başka bir şey olmayabilir. Eğer yazı bilgiye teşvik için yeterli olmasaydı, hükümet yapısını yeniden doğrulamak gerekirdi ( . . . ).”

Ayrıca “meseleyi bizim zamanımıza yakınlaştırmak” için (1950’lerin sonlarından sonra) ve konumuzla ilgili Lévi-Strauss şunları söylemiştir:

“19.yy’da Avrupa geneli zorunlu eğitime doğru yönelim askeri hizmetin genişletilmesi ve işçi sınıfının sistemleştirilmesiyle el ele ilerlemiştir.” O yıllar boyunca “Cehaletle mücadele vatandaşların üzerinde iktidar sahiplerinin uyguladığı artan kontrolden ayırt edilemez.”

Başka bir deyişle Lévi-Strauss Sanayi Devrimi boyunca yapılan okuryazarlık kampanyaları insanları aydınlatmak ya da güçlendirmek için değil, ki öyleydi ve hala da öyle öyle olduğu varsayılmaktadır, genç Ulus Devletlerin ve yeni doğan kapitalist ekonomini için askerler, işçi, ustabaşı, vergi ödeyenler ve yasalara saygılı vatandaşlar yaratarak ortaya çıkan güç yapıları ve sistemlerini sağlamlaştırmak ve geliştirmek içindi. Ona göre insanların “ hedeflere ulaşmak, topluluklarına ve daha geniş çevrelerine tamamıyla katılmaları için” yardım etmeyi amaçlamak yerine, bu okuryazarlık kampanyaları nüfuzlu insanların, kuralları takip edebilecek kadar bilen kitleler üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmasını sağlamak için tasarlamıştır.

VERİ OKURYAZARLIĞI ÇALIŞMALARI YAYGIN GÜÇ YAPILARINI VE DİNAMİKLERİNİ PEKİŞTİREBİLİR Mİ?

Lévi-Strauss’un öne sürdüğü temel soru, benim gibi siz de inanıyorsanız, şu anki “veri okuryazarlığı” çabalarıyla gelecekte aynı olasılıklarla karışılacak mıyız. Bu varsayım tamamen hatalı değil. Başka bir deyişle veri okuryazarlığının egemen güç yapıları ve dinamiklerini değiştirmekten ve onlara karşı durmaktan daha ziyade, güçlendirme ve sürdürme riski var mıdır?

Doğanın bu kasvetli bakış açısına ve tarih boyunca okuryazarlık rolüne şüpheyle yaklaşılmalıdır. Kralları Tanrılardan oluşan dönemini sona erdiren yerel devrimcilerin elindeki Yeni Ahit’ti, sonunda Kral ve Papa’nın gücünü kıran İtalyan ve İskoç aydınlanması, matbaacılığı ve yaygın okuryazarlığıydı.  Okuma ve yazma yoluyla ölçülse bile bu kitlesel okuryazarlığın örneğin oy haklarının yayılmasında önemli bir rol oynadığı aşikârdır. Fakat bu gerçekler Lévi-Strauss’un argümanıyla çelişmezler. Genel olarak, 20.yy’da geniş kitlelere ulaştığı zaman okuryazarlık, birinin adını yazmaktan çok daha ileri bir anlam ve ölçüt kazanmıştır. İlk yapılan ölçümlerde, pozitif sosyo-politik değişimde bir vasıta ve temel güç görevi görmüştür. Bunun veri okuryazarlığı için neden ve nasıl önemli olduğu gayet ortada fakat yine de açıklamalıyım. Bu konunun daha açık olması için, Edward Snowden’a referans olarak için Godwin’in Büyük Data kanununa başvuruyorum. Eğer veri okuryazarlığı bir çeşit “verinin kullanımı ya da analiz edilmesi becerisi” ise, o zaman tamamı NSA analistlerinden oluşan bir topluluk olabildiğince veri bilgini olurdu (aynısı Amazon analistleri için de geçerli). Bu argüman biraz abartılmış durumda fakat bir şekilde yapışmış durumda ve bir anlık ampulün kafamızda yanmasına sebep oluyor: böyle bir toplulukta yaşamak korkunç olurdu. Veri okuryazarlığının, veri derlemekten biraz daha farklı-daha geniş- olduğunu ya da olması gerektiğini algılayabiliyoruz. Kısacası, veri okuryazarlığının dar, sığ, beceriye dayanmış, teknik olarak kavramlaştırılması, çetrefilliğini ve en nihayetinde verilerin derin politik boyutlarını ve sonuçlarını anlamayı başaramaz. Bunun da ötesinde veri okuryazarı vatandaş ve toplumların özelliklerini ve işlevlerini layıkıyla kavrayamaz.

Veri okuryazarlığı neden, hem kavramsal hem de nesnel açıdan, veri görevlerini yerine getirmek için bir dizi teknik beceri gibi tanıtılmıştır? Benim şahsi görüşüm, şu anda veri okuryazarlığı girişimlerini savunup yönetimde olanlar-şirketlerin şefleri ya da hükümetler- ya bilinçli olarak bu kavramı mümkün olduğunca politik açıdan zararsız ve ekonomik açıdan karlı hale getirmek için ‘verileri kullanabilme becerisi’ olarak sınırlandırıyorlar, ya da kralların ve Papa’nın gücünü yıprattığı gibi veri okuryazarı vatandaşların ve toplulukların onların hâkimiyetini zorlayıp tehdit edeceklerinin ‘gerçek anlamda’ farkında değiller. Sadece birkaç tane gösterge sunabilirim.

‘Gerçek anlamda’ veri okuryazarı vatandaşlar ve topluluklar gerçeklerin önemli olduğunu ve sahte veya asılsız iddialarda bulunanların oylarına ve güvenlerine layık olmadığını bilirler. Grafik ve makaleleri sosyal medyada paylaşmadan önce eleştirel bir şekilde değerlendirirler. Sosyal medya ve diğer hizmetlerin kullanım şartlarını ve koşullarını kabul etmeden önce okur ve tartışırlar. Veri toplama ve kontrol konusunda etik ve yasal tartışmalara aktif olarak katılırlar ve kendileriyle ilgili verilerde fazla bilgi sahibi olmayı talep eder ve doğrudan kontrol sahibi olurlar. Veriyle ne yapılabileceğini ve yapılması gerektiğini ayırt ederler. Verinin kökenini ve analizlerinin amacını sorgularlar. Hayatlarının büyüyen kısımlarını yöneten algoritmaların gizliliğini ve sorumluğunu talep ederler ki irdelenmiş, incelenmiş ve telafi edilmiş olsunlar. Ayrıca gözlerden uzak diktatörlerden ziyade açık algoritmalarla yönetilmenin tercih edilebileceğini bilirler. Gerçekler, gündelik kararlarının neredeyse her anını korkuyla doldurur. Sosyo-ekonomik süreçleri ve sonuçları daha iyi yakalamak ve değiştirmek için yeni verilerin ve yeni yöntemlerin kullanılmasını talep ederler. Böyle bir veri okuryazarlığı türü tarafından nitelendirilen ve biçimlendirilen bir dünya, güçlerinin büyük oranda anlaşılmazlık, gizlilik, saflık, güvensizliğe ve daha birçoğuna dayanan   “liderlerin” konumunu tehlikeye sokacaktır.

VERİLERİN KİŞİLER İÇİN KULLANILARAK VERİ OKURYAZARLIĞININ KAVRAMSALLAŞTIRILMASI

Birçok yönden, böylesine veri okuryazar vatandaşlar ve topluluklar yakında veriyi “hedeflerine ulaşmak ve topluluklarına ve daha geniş çevrelerine tamamıyla katılmak için ” kullanacaklar. Ancak buradaki verileri tekil bir terim olarak ele alarak verileri sosyo-politik bir çapa ve kaldıraç olarak kullanacaklar. Verileri genellikle çoğul ve değerli olarak gören veri okuryazarlığının beceri temelli bir kavramsallaştırmasında açık ya da dolaylı olarak ifade edildiği şekilde veriyi kullanmak için bazı yetenekleri gerektirir ve kullanır. Ancak ikinci anlamda (gerileme çalışması) veriyi kullanabilmek, ilk anlamda veriyi kullanabilmek için ne gerekli ne de yeterli bir koşul değildir.

Veri okuryazarlığının tamamen becerilere dayalı kavramsallaştırılması ( “verileri kullanabilmek ya da analiz edebilmek”), verilerin nereden geldiğini ve analizlerinin ne için yapıldığını göz ardı etmeyi gerektirir. Bunun aksine verilerin insanların “hedeflerine ulaşmak ve topluluklarına ve daha geniş çevrelerine tamamıyla katılmak için ” kullanımı öncelikli olarak etik ve felsefi bir şekilde üzerinde anlaşmaya varılan toplumsal normlar ışığında araçların değerlendirilmesi ve amaçların belirlenmesini gerektirir. Bazı durumlarda, bir veri okuryazarı birey etik olmayan şekilde toplandığında veya zararlı olabilecekse, verileri kullanmamayı tercih eder. Ne “veri” ne de “kullanım” bu iki durumda aynı şeyi ifade eder: ilkinde, veriler mevcut güç sistemini yakmak veya yağlamak için sömürülecek kaynaklardır. İkinci veride, bu güç sistemlerine meydan okumak için şekillendirilecek bir ekosistemdir.

UNESCO’nun veri okuryazarlığının genişletilmiş kavramsallaştırılmasının amacı tanımlamak için sürekli tekrar edilen kalıbı “hedeflerine ulaşmak ve topluluklarına ve daha geniş çevrelerine tamamıyla katılmak için ” tabii ki de tesadüfi değildir. Okuryazar olmanın değişim etmeni olabileceği 21.yy’da çocuklarımızın “veri aracılığıyla toplumla yapıcı bir şekilde ilişkiye girme arzusu ve yeteneği” olarak tanımlanan veri okuryazarı olmaları gerekir. Karşılıklı olarak, veri okuryazarı olan herkes okuryazar olacak. Bir öğrenme devamlılığı süresince çeşitli düzeylerde veri okuryazarlığı olacak, aynı şekilde farklı seviyelerde okuryazarlık var olacak ve olmaya da devam edecek. Ve böylece insanların ilk ve gelecekteki ‘veri neslinin’ çocuklar için okuryazarlıktan farklı olamayacağını, bu kavramın koşullara ve bağlamlara adapte olarak “ herkesin anlayabileceği bir terim gibi görüneceğini fakat hem karmaşık hem dinamik olduğunu kanıtladı”. Yakın gelecekte okuryazarlık gelişecek ve daha sonra veri okuryazarlığı olacak, böylece veri okuryazarlığı, verilerin dünyasında okuryazarlık olacak.

Açık olmak gerekirse, veri okuryazarlığını teşvik etmiyor değilim. Bunun yerine, veri okuryazarlığını teknik, beceri temelli (“veri kullanma yeteneğinin” bir parçası olarak) kavramsallaştırılmasına karşı çıkıyorum. Ve veri okuryazarlığına olan güncel odağın, veri okuryazarlığını veri çağında okuryazarlık olarak sonuca dayalı, daha geniş kavramsallaştırılmasına teşvik etmek için tarihte okuryazarlığın doğasını ve rolünü yansıtan bir fırsat ve vatandaşların ve toplumların mevcut iktidar yapılarına, dinamiklerine, hedeflerine ve belki de Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaştırabilecek olduğunu düşünüyorum.


By Emmanuel Letouzé,
Director and co-Founder, Data-Pop Alliance; Visiting Scholar, MIT Media Lab.

Orijinal kaynakhttps://undataforum.org/WorldDataForum/should-data-literacy-be-promoted/

Çeviri: İrem Oran - VOYD YK Üyesi